Vize’li Çağdaş Yunan Edebiyatının Öncüsü Georgios Vizyenos

Başkanın Öz Geçmişi

Herhalde Selim Sabit Efendi için düzenlenen bir konferansta Yunanlı bir yazar hakkında konuşma yapmanın nedenini açıklamam gerekiyor.

Bütün hikaye on sekiz ay önce Başbakanlık Arşivi.'nde bir çay ınalası
sırasında, meslektaşım Mert'in bana Vize hakkındaki bu konferanstan
}Jahsetınesiyle başladı. Sohbetimiz sırasında Vize'nin, burayı yazıia- ' . .
rında kullandığı takma ad (nom de plume) olarak seçmiş, seçkin bir Yunanlı
kısa hikaye yazan olan Georgios Vizyenos'un doğum yeri olduğundan
bahsettim. İşte böylece buraya davet edildim. Bu vesileyle, bugün
memleketini adıyla birlikte şeteflendiren ve eserleriyle ölümsüz kılan Selim
Sabit Efendi'nin arııldığı bu konferans sebebiyle çok duygulandığımı
sizlerin huzurunda da ifade etmek isterim.
Georgios Vizyenos, 1849 yılında Vize'de doğdu ve Atina'daki Droniokaiteion
Ruh ve Sinir Hastalıklan Hastanesi'nde 1896'da öldü. İstanbul
ve Kıbns'ta yaşadığı zor çocukluk yıllarından sonra varlıklı bir Yunanlı
olan Zafirts'in sağladığı burs sayesinde Atina'da rahat bir öğrencilik yaptı.
Almanya'da felsefe ve psikoloji öğrenimi gördü ve burada doktorasını
tamamladı. Kısa hikayeler yazmaya başlamadan önce şiirlerini yayımiadı.
Eserlerinin ekserisi, öğrenimden döndükten sonra, 1883-1885 yıllan
arasında basıiınıştır. Vizyenos'un düzyazıya geçmesi modern Yunan
edebiyatçılannın bir elin parmaJ?an kadar az olduğu bir zamana tekabül
etmiştir. Atina Üniversitesi'nde okuduğu yıllarda Plotinos'un ~
Felsefesi üzerine yaptığı çalışmasına ek olarak, ruh sağlığının bozulmasının
meslek hayatına ara verdiği 1892 yılına kadar felsefe ve psikoloji
alanlarında ders kitaplan da yazmıştır. Eğer Vizyenos'un yapıtlan çağ­
daşları arasından belirgin biçimde ayrıiabiliyorsa ve bugün bile değerini
korumaya devam ediyorsa, bu eserlerin, onun zeki, iddialı ve o devirdeki
Osmanlı tebaası Rum vatandaşların ölçütlerinin çok ötesindeki psikoloji
ve felsefe eserlerini de içinde taşıyor olması nedeniyledir. Vizyenos kı-
Prof. Dr. Yunanistan Milli Araştrrma Merkezi
*" Araşbnna Görevlisi, Marmaa Üniversitesi, TürkiyatAraştınnalan Enstitüsü 

sa hikayeler yazmış olmasına rağmen, bu hikayeler büyük romanlar
yazmaya yetecek malzerneye sahiptirler.
Vizyenos hakkında bu kadar biyografik bilgi yeter. Biz daha başka
şeylerle ilgilenmekteyiz, daha önemli şeylerle: Onun entelektüel zihin
katmanlanyla ilgilenmekteyiz. Onun yalnızca eserlerinde, bölünmüş bir
biçimde, görebildiğimiz kişiliği ilk bakışta gözden kaçmaktadır. Bütün
kişilikler tarihle yoğrulmuştur: Talih ve ihtiyaçların ürünü, mekan ve zamanın
çifte boyutuyla kaçınılmaz olarak işaretlenmiştir. Bu açıdan Vizyenos'un
kiı?iliğinin temelleri öncelikle, daha sonra manevi ve maddi
kaynaklarını aldığı Vize ve Trakya'da aranmalıdır. Böylece dünyayla ilk
ve kesin ilişkilerin kurulduğu yere; bir taşra kasabasının iç dünyasına
bakılmalıdır. Verimli topraklann, gür ormanların olduğu ama denizden
uzak olduğu için dünyaya fazla açık olmayan bir yer. Arazi, ustalıkla
yüksek duvarlar içinde bir bahçede bir elma ağacım tanımlamakta ve
çağnştırmaktadır; bir "baira". Bu tabii çevre elbette insanlarla, Vize'nin
küçük taşra toplumu ve ailenin küçük yapısıyla işe yaramaktadır. Bir
taşra insam olarak Vizyenos elbette bir geleneğe, ortak arketipiere ve sü-
regelen mitlere sahipti. Bu da yapılann sağlanılığı ve kanındaki devamlılık
duygusunu sağlıyordu. Köy hayatı yaşadığı için gelenek ve dil karnna
işle:mlşti.
Onun durumunda ise bu sayılan özellikler sarsılmaz dengeler anlamına
gelmeyebiliyordu. Erken yaşlardan itibaren, yetim ve yoksul oldu-
ğu için güvensizliğin ve sonuçlanmn ne anlama geldiğini biliyordu. "Turkomeritis"
(daha sonra bu konuya döneceğim), bir zamanlar benzerlik ve
farklılık anlamına gelen ama o devirde diğer uluslann yakınlaştıncı öğesi
olan tarihi yaşadı. Drama bilincine yol açan ne varsa (ölüm, sefalet,
korku, aşağılanmal onun çocukluğunun bir parçasıydı.
Bunlardan bahsetmemin nedeni Vizyenos'un sürekli bir otobiyografik
yazar olmasıdır. "Arınemin Günahı" -ya da "Kardeşimin Katili Kimdi?"
gibi eserlerinde Vizyenos kendi hayatından parçalar sunar bize. Burada
görünmeyen fakat kapsayıcı insan ilişkilerinden, öncelikle ailesi, ardından
daha geniş çevresinden, yani Vize ve Trakya'dan söz eder. Kısa hikayelerinde
özgün bir biçimde ve az görülür bir duyarlıkla dile getirdiği
Vize'nin küçük sosyal yaşamıyla sınırlaması isteyerek yaptığı bir davramştır.
Aynca onun günlük hayatı tasvir eden konulan seçmesi, sadece
o devirdeki eserlerde yaygın olan falklor hazinelerinden faydalanma eğilimleriyle
açıklanamaz. Bahsedilen günlük hayatı tasvir ve Vizyenos'un
eserlerinde görülen otobiyografik özellik büyük ihtimalle onu besleyen
göbek kordonu Trakya'ya olan iç temayülü ve mitsel karakter taşıyan
çocukluğundalti sevdiklerine (anrıesi Despina Michaliessa, kardeşleri,
dedesi Yorgis ve büyük anrıesi Chrousi ve verimli Trakya'daki ve yakın 

çevresindeki bütün diğer dürüst -Rum ve Türk- halka) yakın olmasıyla
renklenen geçmişe bakışına borçludur.
En iyi dört kısa hikayesinin -"Annemin Günahı" (1883), "Kardeşimin
Katili Kimdi?" (1883), "Hayatının Tek Yolculuğu" (1884) ve "Moskov Selim"
(1895)- geçtiği mekanın Vize olması tesadüf değildir. Sahne sadece
hikayenin şartları gerektirdiğinde değişmektedir. "Kardeşimin Katili
Kimdi?" ve "Hayatının Tek Yolculuğu" hikayelerinde bazı olaylar bir zamanlar
Trakya'nın merkezi ve dünyanın ortası sayılan İstanbul'da geç-
mektedir. "Moskov Selim"de ise kahramanın bazı maceralarından sonra
olaylar İstanbul'dan değişik savaş cephelerine kaymaktaveVize yakınlarındaki
sevimli bir belde olan Kaynarca'da son bulmaktadır. Bu yüzden
Vize sabit referans noktası olarak kalmaktadır. Trakyalı şair. çocukluğundan
bilitibar günlük hayatı tasvir eden eserler yazmaya uygun bir
arıılar dünyası getirmiştir. Mizaçtan gelen destai:ısılığı olağan içinden tuhafı
ayır;maya, insanların karakterleri içinden en ilginç davranışları se-
çip almaya yardım etmiştir. Böylece pek çok kısa hikayesinin konusu
Trakya'dan çıkmıştır. Ayrıca bu hikayeler sadece kişilerin tavırlarına
önem vermemekte, aynı zam~da güçlü bir psikolojik yapıyı da barındırmaktadır.
Bu tavırlara verilen önem genellikle bize fotoğrafik, düz bir
dünya görüşü sunar. Burada üçüncü boyut, insan zihninin derinliği eksiktir.
Vizyenos, küçük ama öncü -bugünün standartlarında bile- eserleriyle
modern Yunan düz yazı sanatına sözü edilen boyutu getiren ilk
yazardı.
Vizyenos'un ilk kısa hikayesi olan "Annemin Günahı", aynı zamanda
ilk Yunan kısa bikayesidir. Bu hikayenin baş kahramanı olan anne (Vizyenos'un
kendi annesi) uykusunda henüz bir bebek olan kız çocuğunun
boğularak ölmesine sebebiyet verir ve hayatının geri kalan kısmında bu
günahın azabırıı taşır. Bu kişilikte trajedi ve insan hissiyatı verilir. Despinio
Michaliessa, tek kız çocuğunu hastalık derecesinde sever ve çocu-
ğunu kaybettiğinde kendi çocuğu~un yerini alması için evlatlık kızların
bakımı ve büyütülmesine kendini adar. Bu sayede gençliğin verdiği affedilebilir
bir düşüncesizlik ve zayıflık nedeniyle kaybettiği ilk çocuğunun
ölümünden Tarırı huzurunda, ama öncelikle kendi gözünde aklanmaya
çalışır. "Ne kadar azap ve acı çekersem" diye bir akşam oğluna itiraf
eder, 'Tarırı beni boğduğum çocuk için daha az cezalandıracaktır". Piş­
manlık ve yalnızlık, bu sebeple, Tarırı'ya yakın olmaya çalışan bu zavallı
kadının daimi psikolojik halidir. Ekümen Patrik bile, bütün statüsüne
ve güvence vermesine rağmen, onun huzura ermesini sağlayamaz. "Patrik
bilge ve aziz biri" diye kabul eder. "Tarırı'nın dilek ve yollarını bilmekte
ve bütün dünyanın günahlarını bağışlamakta. Ama ne diyebilirim ki?
O bir keşiş. Hiç çocuğu olmadı bu yüzden birinin kendi çocuğunu öldürmesini
anlayamaz." 

"Kardeşimin Katili K.irndi?" adlı eserinde Vizyenos kardeşinin katilinin.
kendini kurtarmak için kardeşini ölüme iten namussuzun biri mi;
yoksa yazann kardeşini eşinin kardeşinin katili zannederek hataya dü-
şen ve kendini kaybeden bir aile dostu mu olduğu yolundaki soruyu cevapsız
bırakır. Bu ustaca inşa edilmiş dedektif hikayesinin. ardındaki
maceralarda, halk. Rumlar ve Türkler, kaderin ağına takılarak bütün
trajik halleriyle karşımıza çıkarlar. Kurbanın annesi ve katil; birincisi
suçunu bilmeden işlemiştir, iyi ve masum biri olan ikincisi suçunu kendini
kaybederek işlemiştir. Bu durum, dramalar genellikle çılgınlıkla sona
erdiği için, Vizyenos'un kullandığı bir elementtir. Bu aniatılann hiç
birinde ahlaki bir sorun ortaya konmaz. Sahne dikkatlice incelenir; her
şey kontrol altındadır. Vizyenos, ahlaki derslerini tipik bir açıklamayla
vermez, fakat bu dersleri eserindeki kişilerin psikolojik durumu ve karakterlerin
değer yargılarıyla karşılar. Her iki eserin sonunda ortaya çı­
kan sorun ahlaki alınaktan çok psikolojiktir. Anneye ağır gelen suç. sonuçta,
derin bir annelik acısıdır. Sonradan çıldırmış olan ve kurbanın
olan bitenden habersiz annesinin hizmetinde olan gayn ihtiyari katili
gerçekte olanları bilen yazar, evinin bahçesinde kardeşinin mezarıyla ilgilenirken
görünce affeder. Ruhundaki sorunlarm yarattığı öfkeyle mü-
cadele etmektedir. Ancak insanlığı galip gelir ve bu sıriı. içine gömer.
Böylece annesi kendi çocuğunun katilini korumaya, ona bakmaya devam
eder. Annesi bu gerçeği hiç bilmeyecek ve öğrenemeyecektir. Daha
önceleri aile trajedileri olarak tanıtılan bu iki seçkiİı öyküde trajik olan
nokta, aklı başında olmadan ya da ihmalkarlıkla yanlış yapan -suç işleyen-
ve pişman olan ve daha sonra ruhunu temizlemek için kendini feda
eden kahramanın gayn ihtiyari günahıdır. Vizyenos'un eserlerindeki
temel sorun kahramanın zorluklarm yükünü omuzlayıp omuziayamayacağı
ve eğer omuzlarsa bunu nasıl yapacağıdır. Onun eserlerine antik
dramanın haşmetini veren de budur.
"Annemin Günahı"nın daimi merkezi olan Despinio etrafinda hayat
ve ölümün değişmez kurallarıyla yönetilen bütün insanlık toplumu hareket
eder. "Hayatının Tek Yolculuğu" adlı hikayeyi okuyan biri de aynı
şeyleri hisseder. Bu hikayede baş kahraman hikayeyi arılatan tarunun
hayranlık dolu gözleriyle okuyucuya sunulan sevimli bir büyükbaba figürüdür.
Uzak ve tuhaf topraklann masallarını arılatan büyükbaba aslında
köyün hemen dışındaki "toumba"dan daha öteye gitmemiştir. Torununun
kafasında efsanevi bir kahraman boyutunda olan yaşlı adam,
gerç.ekte hayatını otoriter karısı Chrousi'nin "parmağının ucunda" geçirniiştir.
Yaptığı tek yolculuk ise uzun ölüm gecesinde çıktığı yolculuktur.
Hayatının bağucu gerçeklerine ve hareketsiz dış dünyaya bir tepki olarak

ve aklını başında tutahilrnek için kendi kaçış yöntemini bulmuştur;
mit ve fantezi dünyasına yaptıgı yolculuklar. Bu kısa hikayeler bütün
Trakya hayatının evrelerini gösterir: Dogum, hayatın zevk ve acıları, ka-
çış hayalleri, ölüm ve ayrıca dogum yerinin ortak mitlerine, geleneklerine
ve tabiatma yakın olmak. Vizyenos'un düzyazıları insan hayatının sı­
nırlı ve özel bazı içsel keşiflerini sunmaz, fakat insanların maddi ve manevi
ortamlarıyla karışmış çok boyutlu ilişkilerinde ortaya çıkan mikrokozmosu
gözler önüne serer.
Benim görüşüme göre Vizyenos'un eserlerinin dikkat çekici bir yanı
dahcı. vardır; Rumlar ve Türklerin bir arada yaşamasıyla verilen özel
renklilik ve her iki halktan insanları baglayan samimi insan ilişkileri. Bu
ilişkiler "Kardeşimin Katili Kimdi?" adlı hilrayede işlenmektedir. Bu hikayede
yazarın annesi, yabancı yerlerde olan oğluna eğer kötü davranı­
lıyorsa, ilahi adaletin bir karşılığı olarak iyi davranılacağı düşüncesiyle,
yoluna çl'kan her yabancıyı koruyup ona bakmaktadır. Kiamil'in annesi,
öte yandan, kendisinden çok uzakta ölümle pençeleşirken, aylarca sevgi
ve fedakarlıkla oğlunun yarıında yer alan bu iyi Hıristiyan kadınma
karşı borcunu ve minnettarlığını gösterebilmek için ne yapacağını bilemez.
Hıristiyan Rumlar ve Müslüman Türkler birbirlerini sever, çünkü
misafirperverliğin kutsal bağı onları yakınlaştırır. Kur'an'a göre bütün
gayrı Müslimler, tabi ki bu arada Hıristiyanlar, doğrudan cehenneme gidecektir.
Böylece dindar Osmanlı kadim dininin öğrettikleri hakkında
hayatında ilk defa rahatsızlık duyar ve merak eder; eğer bu azize' kadın,
oğlunu kurtaran bu Hıristiyan cennete gitmeyecekse kim bu ilahi ilisana
layıktır?
Vizyenos'un şaheseri hiç şüphesiz "Moskov Selim"dir. Bu eseri kendi
halkı (ailesi ve yakınları) tarafından sadece acı ve hayal kırıklıklarıyla
doldurulan ve insanlığı ve iyiliği kaçırıldığı zaman düşmanlarında, Ruslarda
bulan cesur bir Türk'ün uzun hikayesidir. Kırım Savaşı (1854-
1861) ve Hersek ve Sırhistan aras'ındaki savaş (1875-1876) hikayenin
tarihsel arka planını oluştururlar. Yazar Selim'i kendisine Rus taraftarlığı
dolayısıyla Moskov Selim takma adını veren ve onu yarı-deli sayan
toplumun sınırlarında yaşayan biri olarak sunar. Düşmanlarını, yani
Rusları tutkuyla seven bu Türk. sonunda bir ikilemiçine düşer: Bulgaristan'a
yeniden giren Rusların üzerine gitmek zorundadır, öte yandan
kendisi bir Müslümandır. "Babam ve annem Müslüman'dı. .. Ben ve Sultan'ın
tebası olan bütün Osmarılılar ... Kan hiçbir zaman su olmaz. Kendi
kanımı nasıl reddedebilirim? Efendime ihanet? Rusların tarafına geç-
mek?" Anlatıcı-yazar, Rusların Osmanlı topraklarına girdiği haberinin
yalan olduğunu bildirdiğinde sevincinden ölür. Bu kısa hikayenin sonuç
cümlesi şöyledir: "ve Türk, Türk olarak kaldı". Dilciler ve diğerleri,_ bu-

nun yorumuyla ve hikayenin giriş bölümüyle oldukça fazla ilgilenrnişlerdir.
Hikayede Vizyenos, ikinci şahıs kipini kullanarak "iyi, garip Türk"
Selim Moskov'a seslenir: "Hiç şüphem yok ki senin ırkının fanatikleri
kalbinin en ücra köşesini kafirin kirli bakışianna açtığ;ı için 'inançlı' birinin
hatırasına sövecektir. Korkarım benim ırkıının fanatikleri senin erdemlerini
saklamadığ;ım için veya senin anlatımında yerine.'bir Hıristiyan
kahraman geçirmediğ;im için benimle dalga geçeceklerdir. Ama fark
etınez. Bu senin değ;erinden hiçbir şey kaybettinnez. Bundan dolayı hiç-
bir zaman vicdan azabı duymayacağ;ım. Çünkü olayları kaydeden biri
olarak sende ulusurnun ebedi düşmanını değ;il. insanlığ;ı verdim. Bu
yüzden endişe etıne. Seriin hikayeni yazacağ;ım."
Bu alıntı Vizyenos'da Türk imajını yorumlamak amacıyla Mart ayın­
'da yayınlanan Herakles Myllas'ın Türk Romanı ve "Öteki" Ulusal Kimiilcte
Yunan İmajı adlı çalışması tarafından da seçilıniştir. Bu yorumlara bir
cevap . olarak şunları söylemeliyim ki edebiyat. gerçek edebiyat. çok çe-
şitli işaretler verir ve çok sayıda yaklaşıma izin verir. Ancak Vizyenos'un
bugünkü Atina edebiyat çevresinde bir 'Turkomeritis" olarak tanımlandığ;ını
unutmamalıyız. Bu terim, Patricia Fetisa Barbeito'ya göre "coğ;rafı
konum ve milliyeti karşılaştırarak kimlik oluşturur, Turkomeritis Vizyenos'un
mekan/kimlik denkleini dışında olduğ;unu gösterir ve bu yüzden
bir kapsülün içine kapatır. Kimlik sorunsalı Vizyenos'un hikayelerinde
açıkça görülür. Bu teriınle dile getirilen karmaşa Vizyenos'un hikayelerinin
sorunsallaştırdığ;ı tabü, homojen ve birleştirici kimlik kavramından
ortaya çıkmaktadır" 1 . Ayrıca şu konuya da dikkat çekmeliyim ki Vizyenos'un
yazdığ;ı dönem toplumsallığ;ın doğ;duğ;u, tutarlı bir milli kimliğ;in
kurulduğ;u, kendini ispat etınenin rağ;bet gördüğ;ü ve aynı zamanda folklorik
hareketlere olan ilginin yükseldiğ;i bir devirdi. Bu konuda Margaret
Alexiou'nun sözlerini kullanacağ;ım : Vizyenos'un topos ve tropos (coğ;­
rafı mekan ve aniatı modeli) anlayışı ile yeni Yunan devletindeki Helladie
çağ;daşlarımn bu kavramları algılayışı arasındaki fark saklı kalmıştır
ama derindir. Onun "şehri". Palamas ya da Psiacl;ıaris'te olduğ;u gibi, eski
Bizans'ın idealize edilniiş Constantinople'ü değ;il, hareketli Türk aileleriyle,
hanları, pazarları ve loncalarıyla, dönen dervişleri ve "Jön
Türk"leriyle, sokak suçları ve haremağ;aları ve ipek ilmeklertyle zengin
Topkapı Sarayı'yla bugünün Osmanlı İstanbul'udur. Dili halkın anlaya-
Patricia Felisa Barbeito, Altered States: Space, Gender and the (Un)making ofldentity
in the Short Stortes of Georgios M. Vizyenos, Journal of Modem Greek Studies
MargaretAlexiou, Views ofVizyenos. WhyVizyenos?, Journal ofModern Greek Studies
cağı kadar sade değildir. Homer ve Bizans Grekçe'sinden tekrar hayata
geçirilen veya (Slavca ve Türkçe'yi de içeren) kendi öz Trakya lehçesinden
alınan sözcükler ve formlar içerir. imal~. "edebi kurallar" ve Hellenizmin
yanlış yaklaşımlarının milliyetçi kavramlarını işleyerek sadece
orta çağ, Rönesans ve çağdaş Batı değil, aynı zamanda Balkanlar ve Osmanlı
Doğusunun dikkatlice incelenmesini sağlamıştır."
Sonuç olarak sizlere, dört kısa hikayesi aracılığıyla, Georgios Vizyenos'un
edebi sanatının önemli yapı taşlarını ve ana konularını sunmaya
çalıştım. Burada, Vize'de 150 yıl önce doğan, Despinio Michaliessa'nın
oğlu, doğum yerine olan sevgisini göstererek Georgios Vizyenos olarak
adlandırılmayı seçmiştir. Eserleri bir çok dile çevrildiği için, sonunda
memleketini uluslararası alanda şereflendirmiştir. Eğer benim sözlerim
sizi harekete geçirecekse Osman Bleda'nın yakın bir zamanda hazırlamış
olduğu Türkçe derlerneyi (Seçme Hikayeler) size tavsiye ederim.
Eleştiı'menler tarafından Dostoyevski ve diğer büyük Avrupalı yazarlarla
kıyaslanan bu büyük edebi şahsiyetikendi hemşehrilerine tanıtmaktan
gurur ve mutluluk duyduğumu belirtmeme izin verin.